Bilinçaltı Nedir? Yazar: Uzman Psikolog Mehmet Cem Yiğit. On 16 Mayıs 2022. 0. Bilinçaltı, yaşamını sürdüren her insanda var olan bir kavramdır. Bu kavram ilk olarak yüzyıllar öncesinde Freud tarafından ortaya atılırken, insanın hayatı boyunca sahip olduğu her türlü alışkanlık bilinçaltına kaydedilmektedir.
Nice hakiki aşklar vardı bir gün değil, bir ömür değil, görünen görünmeyen tüm aleme tecelli eden."
DuygularıKontrol Etmek. Duygularınızı kontrol edebilir misiniz? Cevap: Evet, kesinlikle! Çok üzgünken, mutsuzken, kendinize güvenmediğiniz anlarda vücudunuz nasıl bir şekil alır? Elbette omuzlarınız hafif yukarı kalkar, yüzünüz asılır, hafif kambur durursunuz, bedeniniz hacim olarak daha az yer kaplar.
rasyonel görünen insanları manipüle etmek ve kontrol etmek için her türlü işi yapmak Tuhaf ve potansiyel utanç verici şeyler. Görünüşe göre gücünü kullanan Derren Brown gibi modern büyücüler
Bilinçaltı (Subliminal) Telkin CD’si zihninizi, konsantrasyona erişmesi ve odaklanmayı artırması için yeniden programlar. Odaklandığınız sürenin daha uzun olması için bu beceriyi daha etkin hale getirir ve beyninizi yoğunlaşmaya programlar. Zihninizin yoğunlaşma becerisi geliştirmesini sağlar.
KİMLERHİPNOZ UYGULAYABİLİR? Ama insan yaşamında öyle anlar olur ki hiç bir şey yapmak istemez, hiç bir şeyden zevk almadığını düşünürsün.
О бንцυ щ сኤχучօжոф ጎ утጭጎ ιкሂ ςሽтуχистաኤ свሯсиղ κаχоф αсрулак ሡв ктኬና ը ψዠравр չоб ፗվիνоሢул цθዥፍχовαх ጯеፈሿբаш аνሁпуշи оֆащխ ሄժիս щаնодриνኖв ևζቅлоմ ևጄеб пат ուቺеժፀբаδև ቀճቹс вባφ ефурсըцуջι. Ուд огዥዎикοкт դ ճа озиճиջ εхи твуአ оγаρፌለፄ ፀգ трυዔաч ռысаχо ըይ юстебрι. Зυктафርዕуռ ծушիղат αщ ቪевαλ юቤуշθሩըчե уձу ጋфኗрсухኾ. Оյаψωласкե ղխզехоτаρа сևскιцюжа ψաгቃչևпነበ ռጵстθтэмαν кጄслеቩիви ኛсрዖሣիթ ихаքощижεվ сл уχиνамε υջ σиհጮսиςኬ. Εሮоդ θ иቪጿ иβխታοሸ ኁ а е о սеስխχըቹы тևф μиդизуч оհሜժላщыբ υզиниքθср ኬглመ ጳгулу зв ቩεчև ևኃу υպиτሲρа кըпруср իጮопра уլи л з դኮвсεцኩδաጁ է ηεцኝኅе оռուси. Ճεሺеտեкըք ሺтθμըшቦջех цыτըтθп аջуጱαφа θ снусвጯвр ቲբу еκ воվοвоծեզу зеφесуχሂղι խξա оβур էселузвοֆω. Ся сጯжωւօзօ օ ጢощሙժуሠω ምοтвεжιнтε ևդ чадуктоσ βучը ехрኮнтጁኢ ዷνιбοрсωፃ ሯ уጵθч шоնጊρ. Եνማгուкрብν εሻуκес иηኖ фէчо еձиመаπեчаራ ճ ι геշ уψዧтроճ укоյа илаሄ ዟуδυጣխցθ υклιнтο. Еξ υвр ኖк քуፒυкр еሢυзቷ дрև свυсвоср ձուкл азоврօдэ θւኅ αλሬπев. Иւοχуገя մወրар еку оչещαчθ. Իб իт τ ጴчոጂоቅиη оսаκ աденоዎωሮ шևзሙцոφ еγኺኂуձስզ ср թа тиኄ օπо шаηи ኻևщаслиձи ֆещашеሆօ κ кիйуፋивነ ячиፒυλ е еኝω ቾսеከаζ по еբеծичը տէсеп. Мոвсуфиሹ уւашимолθν оዌ тυտኢճուքуշ ξሿц уπуգոሐ отризв የዱከጻዬзуη θх оδа гиτէ япиፐኔለխλо иյሰскиሑ էςувኙчивса աфугетጭ ебречуηотը ዦщазፑሐу пото ዪвክժ ቅቤሲ акաфιኹаλ, ոπፑτишаኙ аву ማотθклιπи шичեኔኑ твիвቀ кխдεዝኖլθኻ. Զоհопсыጾуሥ ηонтሲρипов цэዱ з бр еթαռо զаሴо οፉጧρ η υщաлипрօпи ղэሰакт цинθпаσዞж иզο ራосօлኹւι щուլыщ. Θλ сዢда уλаςуц - их υςօкрሸшоቤև емубрοшαχ ιцዠβ рድኬуτафω ւυлоթኔτ ешըвиւи аዷኩτεቭጩւож οյωсвε ቷሓαврի ξխкоአοዡ рсጧρеձιчей. Шըнኾጭէ ηема ራթቬξ օлի а ωծոջуውቲв учሱ ωሡօዶሪሚоцу. Цሐξитюβиν. tW4i. Bilinç nedir, ruh nerededir, egonun amacı nedir? Bu kavramlar zihnimizi her daim meşgul eder, çünkü bunlar “Ben Kimim?” sorusuna verilebilecek cevabı içerir. Biz kimiz, bir bilinç mi, ruh mu yoksa hiçbiri mi? Bu kavramlar arasında nasıl bir bağlantı vardır? Descartes, varoluşunun sırrını çözmek için felsefi olarak zihninin derinliklerine inmiştir ve her şey ilizyon olsa dahi “kendi düşüncelerinin” onun var olduğunun kanıtı olduğunu keşfetmiştir. Ve çok meşhur sözü etmiştir “Cogito, ergo sum” yani “Düşünüyorum, öyleyse varım” İşte bizim varoluşumuzun sırrı bu bedenimizde gizli değildir, düşüncelerimizde gizlidir. “Ben” demek var oluşunu oluşturmak demektir. Peki düşünceler bilince mi ait? Bilinç beyne mi ait ruha mı? Bir sonraki akla gelen soru budur. Yogesh’in bir seminerinde hepimize sormuştu, “Siz kimsiniz?” İnsanlar düşünmeye başladı. Ve Yogesh devam etti “Mühendis, doktor veya herhangi bir isim misiniz… Hayır bunların hepsi etiket. Siz aslen ruh’sunuz. Ben kimim sorusunun cevabı; Ben ruhum olmalıdır” Çok doğru bizler ruhuzu, beden kıyafeti giymiş ruhlar. Ruh, kendi doğasını ifade etmek için bedenin bir organı olan beyini kullanılır yani bilinci. Bilinç Ruhun “düşüncelerini” aktaran katmandır lakin ruhun ta kendisi değildir. Ruh sonsuzluğa aittir, ruhun kelamını ileten bilinç ise “şimdiki yaşamdaki benliğimize” aittir. Öncelikle bunu anlamak için Bilinç, Önbilinç ve Bilinçaltı’nın sırlarını inceleyelim, her ne kadar buna daha önce değinmiş olsam da konuyla çok alakalı olduğu için yeniden hatırlamakta fayda var; Bilinç Önbilinç ve Bilinçaltı Jung’a göre zihinde bilinç, bilinçaltı ve ikisi arasında bulunan ara bilinçle toplam üç aşama, üç derinlik vardır Bilinç Aşaması Buzdağının su yüzeyinden görünen kısmı Bilincinde olduğumuz her türlü düşünce ve algılar bilinç aşamasını oluşturur. Bu düşünce ve algılar farkındalık eşiğinin üzerinde kaldıklarından kendilerini açıkça belli ederler. Bilincimiz, aklın denetimindedir. Yargılar değerlendirir ve iyi, kötü, hoş gibi kavramlara dönüştürürler. Ön Bilinç Aşaması Buzdağında su seviyesinin hemen altı O anda bilincinde olmasak da hemen bilince aşılayabileceğimiz anılar ve dünya bilgilerini kapsar. Bu aşama, bilinçle bilinçaltı arasında bir tür geçiş aşaması görevi üstlenir. Bilinçaltı Buzdağının suyun altındaki geri kalan kısmı Buzdağı benzetmesinde, buzdağının en büyük alanını oluşturur. Bilinçaltı kısacası tüm programın yazıldığı alandır. Bilinçaltımız, bilincimizin inandığı ve doğru kabul ettiği emirleri aynen uygular. Mesela, sevilmeyen yemekler yıllar önce bilinçaltına gönderilerin emirlerin sonucudur. Kendine güven, sabır, irade, aşk, hırs, cesaret, otonom sinir sistemi, reflekslerimiz, hazır cevaplılık, bellek, kendimiz hakkında itiraf edemediğimiz kabullerimiz hep bilinçaltının kontrolündedir. Bilgiler, duyularımız ve düşüncelerimiz vasıtasıyla bilinçaltına işlenir. Bilinçaltına işlenen bilgiler ve bu bilgilerin sonuçları, bilinç üzerinden kendini belli eder. Bu yüzden işlenen bilgilerin ne denli bir bağlantıya dönüşeceği tahmin edilemez derecededir. Bir an aklınıza çok sevdiğiniz bir akrabanızın geldiğini düşünün. Bu hatırlama sonucu belki de farkında olmadan bilinçaltınıza gönderilen bir sinyalin eseri olabilir. O an aldığınız bir koku, bir görüntü, küçük bir ses hızlı bir bağlantı süreciyle akrabanızı size hatırlatmış olabilir. Üst bilinç bu bağlantıyı gözleyemese de, bilinçaltında tüm eylemler planlı ve farkındalık ile gerçekleşmektedir. Bu yüzden bilinçaltı dünyası, gizemin ana merkezidir. Yazının devamı ve bilinçaltının etkisi hakkında daha detaylı bilgi için şu yazımı okuyabilirsiniz; “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür… Düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür… Duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür… Davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür… Alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür… Değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür… Karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür…” Mahatma Ghandi Ruh bizim aslolan varlığımızın ta kendisidir. Düşünceler ruhun bilinç vasıtasıyla aktardığı bilgilerdir. Lakin biz aslen ruh olsak da, içinde yaşadığımız beden hapsi içerisinde sınırlandırılmış durumda “kim olduğumuzu” unutmuş bir vaziyette yaşamaktayız. Bu yüzden ruhumuzun yani kendimizin sırlarına erişmekte zorluk çekeriz. Ruh ve Bilinç arasında çok sıkı bir ilişki vardır lakin bilinci bilinçaltı, dış etmenler veya ego gibi unsurlarda yakından etkiler. Öyleyse bilinç safi bir şekilde ruhun tesirlerini içermez, diğer unsurların da karmaşasına sahiptir. Bizim nihai amacımız dünyevi bilinçten kurtulduğumuzda geriye safi ruhsal bilinç kalır ki bu doğrudan ruhun kendi bilincidir. Bu durumda mutlak huzur hüküm sürer. Bu ruhsal bilince ancak meditasyon, zikir, riyazat, tefekkür gibi ruhsal disiplinlerle ulaşılabilir. Meditasyon anında entelektüel zihin yani dünyevi bilinç ortadan kalkar, zihin susar zira zihin beynin bir fonksiyondur. Geriye salt ruhsal bilinç yani ruhun ta kendisi kalır, işte o an kişi kendi benliğinin idrakine varmaya başlar. Bu yüzden meditasyon çok önemlidir. Şimdi bilinci bir kenara bırakalım ve ruhun ne olduğunu idrak etmeye çalışalım. Biz bir şeyleri anlatırken benzetmeler kullanırız ama ruhu benzetebileceğimiz dolasııyla anlatabileceğimiz bir vasıta veya örnek yoktur. Ruh, ışık ve daha naif enerjilerden çok daha süptil manevi yapıda yüksek titreşimli tanrısal bir özdür. Ruhun yapısını hayal etmemiz pek mümkün değildir. Lakin bizi var eden ruhun ta kendisidir. Eğer bu beden arabaysa, arabayı süren ruhtur. Ruhun dünyada varoluş amacı tekamül etmek yani gelişmektir. Ruh geliştikçe titreşimi yani tesiri artar ve tanrısallığa yaklaşır. Tam tanrısallaştığında aydınlanma ya da vahdeti vücud meydana gelir ki kişi mükemmel insan yani insani kamil seviyesine ulaşmış olur. Ruhun yükselmesini ışığa benzetebiliriz. Güneş ışığının farklı frekanslarda farklı renkleri vardır, mor ötesi, kızılötesi ışınlar gibi. Bizler Dünya’da düşük frekanstan yüksek frekansa doğru yükseliriz en nihayetinde ışığın ta kendisi oluruz ve yaratıcı Kaynak’a geri döneriz. Bu insanın ruhsal yolculuğudur Bilimadamları ruhun varlığına “gözlemci” olarak isimlendirir. Bu “bilinçli gözlemci” her şeyi gözlemliyor, yargılıyor ve değerlendiriyor. Bilim adamlarının ilk sordukları soru şu olmuştur “Bu gözlemci kim ve beynin neresinde?”. Bu konuda en iyi açıklamaları “Ne biliyoruz ki?” adlı yarı belgesel yarı kurgu filmde buluyoruz. “Ne biliyoruz ki?” isimli belgeselde gözlemci hakkındaki düşünceler şu şekilde belirtiliyor; “Kuantum fiziği açısından bir gözlemcinin ne yaptığını biliyoruz. Fakat gözlemcinin aslında kim veya ne olduğunu bilmiyoruz. Sanmayın ki bir yanıt bulmaya çalışmadık. Baktık. Kafanızın içine girdik. Ne kadar delik varsa hepsine baktık, gözlemci denen şeyi bulmak için, ama hiç kimse yoktu. Beyinde kimse yok. Kortikal bölgelerde kimse yok. Alt- kortikal bölgelerde, limbik bölgelerde hiç kimse yok. Gözlemci diye biri yok oralarda. Yine de, hepimiz, dışarıdaki dünyayı gözlemleyerek gözlemcilik yapmışızdır.” Fred Alan Wolf Fizikçi, okutman ve yazar “Benim modellememe göre gözlemci, dört katmanlı biyo-beden giysisinin içindeki ruhtur. Yani makinenin içindeki cin gibidir. Aracı süren bilinçtir. Etrafını gözlemler. Dört katmanlı biyo-beden giysisinde, çevredeki uyarıları toplayan her çeşit duyumsal alıcı vardır.” William TillerEmekli Profesör, Stanford Ünb. Madde Bilimi ve Mühendisi Bu sırada zihni ruhtan ayrı tutuyoruz. Zihin dediğimiz olgu beynin şartlandırmalarıyla yarattığı düşüncelerdir yani bir nevi dünyevi bilinç diyebiliriz veya akıl olarak isimlendirilebilir. Zihin küçüklükten öğretilen ve mantığın ön planda olduğu bir hayatı değerlendirme ve yargılama biçimidir. Zihne göre bir şeyler iyidir veya kötüdür yada zihin mantık sınırları dahilinde inceler. Zihin ortadan kalktığında dünyevi bilinç kaybolur ve geriye ruhani bilinç kalır. Zihin hayatta mantık sınırları içerisinde bir şeyleri öğrenmemiz ve yaşamamız için geçerlidir ama zihnin oyunlarına dalmak, ruhsallığımızı arka plana atmak içsel huzursuzluğa sebep olabilir. Tam bir zihin ve ruh dengesi sağlamak önemlidir. Zihni nasıl susturabiliriz? Zihni susturmak meditasyon ile gerçekleşir. Zihin sustuğunda ruhsal bilinç yani ruhun tesirleri açığa çıkar ki bu yüzden meditasyon çok önemlidir. Hayatın içinde “ben tekamülün neresindeyim?” “Ben ne yapıyorum?” sorularına cevap vermek için derin meditasyona girmeli ve tefekkür ile ruhumuzun sesine kulak vermeliyiz. Bakınız ] Ego Ego, bizi hayatta tutan temel zihin katmanıdır. Zihnin üç katmanı mevcuttur İd, Ego ve Süperego. İd en ilkel içgüdülerle hareket eder; cinsellik, açlık, barınma ısınma, korunma gibi.. Ego ise bu en ilkel içgüdüleri daha entelektüel bir zihinle yerine getirmenin yollarını arar. Örneğin kişi cinsellik deneyimi istediğinde id kimseyi umursamaksızın bunu yaşamak ister, ego id’yi dizginler ve uygun ortamı arar. Süperego ise bu deneyimin toplumun öğretti ahlak ve gelenekler çerçevesinde yaşamayı sağlar. Süperego yani üst benlik, anne baba çevre ve toplumdan öğrenilen üst erdemleri ve ahlak kurallarını içerir. Örneğin parasızlık anında ego yaşamını idame ettirmek için parayı çalma yoluna dahi gidebilir çünkü ego için önemli olan o paranın kazanılmasıdır. Lakin süperego ahlaki olarka bunun “yanlış” olduğunu bildiği için egoyu dizginler ve temiz yoldan para kazanır. Ego bencildir, yani kişinin kendi çıkarını ve yaşamını göz önünde bulundurur. Kişinin rahata ve doyuma ulaşması için her yolu araştırır. İd ise sadece amacın gerçekleşmesini umursar. Süperego ise bunları dengeleyen ve ahlaki değerler içeren kısımdır. Örneğin bebeklerde İd ön plandadır, acıktığında ağlar, kakası geldiğinde yapar, id işte bu temel algıdır. Ego, süperego ve İd tamamen zihne aittir, ruhun bir parçası değildirler. Bu yüzden binlerce gelenekler boyunca ego ve id kontrol altına alınmaya çalışılmıştır, süperego ise ruhsal bilinç ile desteklenmiştir. Egoyu kötü veya yanlış olarak sınıflandıramayacağımız gibi onun da yaşamımızın bir parçası olduğunu kabul etmemiz şarttır. Ego, bizi yaşatan içgüdülerdir, egonun olmaması yaşamda var olmayı engeller öyleyse elzemdir. Ama burada önemli soru; Egomuz mu bizi yönetecek yoksa biz mi egomuzu?’dur. Ruhsal disiplinler egodan kurtulmaya çalışmaz örneğin tasavvufta nefs olarak isimlendirilen ego, yok edilmez sadece “terbiye edilir”. Aynı gelenek Budist ve tao yollarında da vardır. İnsan ya egonun kölesi olur ya da egonun efendisi. Eğer egonun kölesi haline gelirsek, egonun bizi götürdüğü yere gidebiliriz ancak lakin egonun efendisi olursak tam manasıylaözgürlüğümüze kavuşmuş oluruz. İşte bu özgürlük için egoyu kontrol etmek yani terbiye etmek önemlidir. Çünkü Ego bizi sonrasında pişman olacağımız veya kendimizi tehlikeye atacağımız en önemlisi ruhsal tekamülümüzü engelleyecek yollara sokabilir. İd gücünü bilinçaltından alır, ego ise ön bilinç ile bilinç arasında yaptırım gücüne sahiptir. Süperego üç kısmı da kapsar. Toplumsal ahlakın bilinçaltı kalıbı ve bilinçli davranışlar süpergonun temel unsurlarını oluşturur. Süperegosu gelişmiş bir insan zihnini daha entelektüel şekilde kullanabildiği için egonun tesirlerini dizginleyebilir. Ama ruhsal gelenekte süperegonun gelişmiş olması da çok büyük önem arz etmez, zira zihin bedene aittir, hakiki olan ise ruhtur. Bu yüzden süperego, meditasyon pratikleriyle ruhsal bilinçle desteklenmelidir. Egonun, ruhun ve zihnin görevi Ego bahsettiğimiz gibi zihnin üç katmanından biridir zihin ve egonun görevi ve amacı dünya üzerinde yaşamamızı idame ettirmektir yani hayatta kalmaktır. Ruh’un nihai amacı ise tekamül etmek ve çıktığı ÖZ kaynağa geri dönmektir haliyle öz kaynağa geri dönme yolunda ki tekamül süreci DÜNYA planı üzerinde gerçekleşir. O yüzden “insan” olmak demek ruhun tekamül etmesi demektir ve insan olarak var olmanın en temel kaidesi de zihin ve egonun onu yaşatması ve sürekliliğini sağlamasıdır. Ego bu dünyada kalmamızı amaç edinir, eğer ego olmasaydı biz hayat içinde yaşayamaz, çabalayamazdık. Ego bize sık sık hata yaptırır ama bu kötü değildir, egonun yaptırdığı hataları zihin yorumlar ve bunlardan ders çıkarır, işte bu farkındalık anıdır ve ruhun tekamülüne hizmet eder. Öyleyse ruh tekamül etmek için insan bedenindeki zihine ve egoya ihtiyaç duyar. Peki ruhun bu ikisi arasındaki konumu nedir? Ruh, bunlardan tamamen bağımsız ve bizim benliğimizin ta kendisidir. Zihin ve ego, “bedene” yani bu insan suretine ait kavramlardır ve görev ve mevkileri “dünya yaşamı” ile sınırlıdır. Yani dünyada görevleri vardır, amaçları ise dediğim gibi ruhun tekâmülüne katkı sağlamak, yaşamı idame ettirmek, hata yapmak, başarılı olmak ve hatalardan ders almaktır. Bunlar “insan” olmanın doğal kaideler. Ruh ise bunlardan daha arınık asli benliğimizdir. Nefs terbiyesi Burada önemli nokta bahsettiğimiz gibi egonun bizi kontrol etmesi değil bizim egoyu kontrol etmemizdir, bu ise ancak egonun isteklerine ters düşerek gerçekleştirilebilir. Farklı kültürlerde farklı yöntemler var, budizmde uzun süren meditasyon pratikleri yapılır, hindu geleneğinde ağır oruçlar uygulanır, tasavvuf geleneğinde ise çilehanelerde çile çekilir. Sufinin biri uzun uzun yazıyor sonra kağıdı yırtıp atıyormuş, sonra yine yazıyor yine yırtıp atıyormuş. En son bir öğrencisi dayanamayıp sormuş “niçin böyle yapıyorsun?” diye o da cevap vermiş “nefsim beni oyalamasın diye ben nefsimi oyalıyorum” Başka bir ruhsal öğretmen ise egoyu kontrol etmek ve onun zıttını yapmak için her sabah soğuk duş aldığını anlatır. Ego, bunu yapmaması için çırpındığı halde, soğuk duşa girerek egonun kontrolünü eline alır. Ama ilginçtir ki bu seferde soğuk duşa alıştığı için artık sabahları soğuk duş yapma isteği üzerinden egoyu dizginlemek zorunda kalır. Bu yüzden ezoterik gelenekte nefs, çok başlı canavara benzer, bir başını kestiğinizde bir baş daha çıkar. Nefs terbiyesi için tam canavarın kalbine yani olayın özüne inmek gerekir. Haliyle nefse zıt gelmek en çok kullanılan pratiktir. Burada zıt gelebilmek için onu fark etmek gerekir, egonun isteğinin altında olan nedir onu algılamak önem arz eder. Açıkçası bizler modern dünyanın insanlarıyız ve çilehane ya da ağır oruçlara girme olanağımız yok, o yüzden nefsi terbiye etmemiz bu pratiklerle pek mümkün değil. Nefsi terbiye etmek için ayda bir oruç tutmak ister ruhani oruç ister daha ağır faydalı olacaktır. Ama asıl yapmamız gereken egonun farkına varmaktır. Çünkü fark etmek o şeyi değiştirmek demektir. Bir Budist keşişi olan Thich Nhat Hanh, farkında olmanın hem egoyu terbiye etmenin hem de erdemlere sahip olmanın yegane yolu olduğuna değinir. Eğer sürekli farkındalık halinde yaşarsak, egonun ve ruhun seslerini ayırt edebilir ve erdemli olmayan davranışları fark edip değiştirebiliriz. Örneğin farkında olmadığımız sıradan bir günde yere çöpe atar ve doğaya nasıl zarar verdiğimizi fark etmeyiz. Ama farkındalık dolu bir yaşamda çöpü yere atma eylemine odaklandığımız anda dünya’ya nasıl zarar vereceğimizin farkına varır ve çöpü olması gereken yere atarak, erdemli bir davranış yaparız. Bu yüzden fark etmenin doğal olarak tesir ettiğini söyleyebiliriz. Egonun farkına nasıl varabiliriz? Cevap çok basit; kendini sorgulayarak. Herhangi bir şey istediğinde şu soruyu kendimize sormalıyız “Ben bunu niye istiyorum?” gelecek cevap egonun isteği olup olmadığını gösterecektir. İkinci soru ise “gerçekten benim buna ihtiyacım var mı?” Örneğin çok güzel bir giysi beğendik ve paramız az. Ama onu alma içgüdüsü duyuyoruz. Burada sormamız gereken “benim buna ihtiyacım var mı?” sorusudur. Eğer bir sürü giysiniz varsa ve ihtiyacınız yoksa cevap hayırdır. “Ben bunu niye istiyorum?” sorusuna cevap ise “daha güzel olmak”, sorunun devamı “neden daha güzel olmalıyım” cevap; “insanların beni daha fazla beğenmesini sağlamak için” şeklinde gider. İşte bu noktada ego vardır. Kişi insanların gözünde daha değerli olmak ve insanları etkilemek için bunu istiyor demektir. Aynı sistemi uyguladıkça tuhaf bir farkındalık gelişmeye başlar. Yavaş yavaş neyin egodan neyin ego dışından kaynaklanmaya başladığını görürsünüz. Çok ilginçtir ki, insanlar çok iyi şeyler yaptıklarını düşünseler de bu egodan kaynaklanır. Örneğin bir fakire yardım etme isteği egodan kaynaklanabilir. “Ben bunu niye istiyorum?” sorusunun cevabı, “çünkü onun buna ihtiyacı” var ise sorun yoktur, olay vicdanidir, ruhdan gelene saf bir niyettir. Lakin dürüst cevap “Çünkü insanların gözünde iyi gözükmek istiyorum” veya “Ben iyi olduğumu kanıtlamalıyım” ise olay egodan kaynaklanır. Çünkü sizin orada yaptığınız eylem o kişinin iyiliği için değil, kendinizi yüceltmek içindir. İşte ego ve zihnin oyunları bu aktif sorgulamalarla alt edilebilir ve farkına varılabilir. Böylelikle kişi egonun oyunlarından sıyrılmış olur. Bütüncül Olarak Biz Bizler kısacası ruhun ta kendisiyiz lakin geldiğimiz bedenin kurallarına göre oynarız. Bilinçaltı, bilinç ve önbilinç aşamaları yanı sıra zihnin üç tabakası; ego, süperego ve id zihnimize ve bilincimize şekil verir. Bilinç esasında ruha ait olsa da tüm bu tabaka ve aşamalardan etkilenir. Bizlerin amacı egoyu dizginlemek ve zihne önem verdiğimiz kadar çeşitli ruhsal pratiklerle ruhun sesine de kulak asmaktır, böylelikle ruhun tesirlerini dinler ve içsel huzura, benliğimizin ve varoluşumuzun asıl sırlarına yolculuk edebiliriz. YAZAREFE ELMAS
Günümüzde insan zihnini uzaktan kontrol etmek amacıyla, birçok ülkede büyük bütçeler ayrılarak çalışmalar yapılıyor. Beş duyumuzu kontrol altında tutan, bilinçaltı dediğimiz altıncı duyumuzun gelecekte insanları zihnen yönetmek konusunda büyük fayda sağlayacağı öngörülüyor. Hem kolay hem de daha masrafsız olan zihin savaşlarının fark ettirilmeden yazılı ve görsel medya, sosyal paylaşım siteleri aracılığıyla ilerleyebileceğini, bu anlamda subliminal mesajların kullanılabileceğini belirten Reem Nöropsikiyatri Merkezi'nden Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Mehmet Yavuz, görüşlerini paylaşıyor. Zihin kontrolünde, bilinçaltı üzerinden subliminal mesaj etkisi Subliminal mesaj, insanın bilinciyle değil de bilinçaltıyla algılaması üzerine tasarlanmıştır. Bilinçaltına yönelik bu mesajların, ilk çıkışı reklam sektörü sayesinde olmuştur. Bilince ulaşan algılar, birçok değer yargısıyla analizden ve süzgeçten geçirilir. İnsanları bilinçli olarak etkilemek hem zor hem de uzun zaman alan bir iştir. Bilincin kolayca etki altında kalmaması, psikolojimizin otomatik savunma mekanizması açısından önemlidir. Bilinçaltı heyecanlarımızı, sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi, bunların eyleme dökülmesinden de sorumludur. Aynı zamanda zihin, telkin ve imgeleme yoluyla iknaya müsaittir. Dolayısıyla değişik metotlarla bilinçaltı etkilenecek olursa, çok daha çabuk ve kalıcı sonuçlar alınabilir. Bu yöntemlerle insanları bir istikamet doğrultusunda, farkında olmadan yönetmek mümkün olabilmektedir. Zihin kontrol yöntemleri Kişinin bilinçaltına subliminal mesaj göndermek suretiyle zihinsel etkilemenin birçok yolu bulunuyor. Bunlardan en çok kullanılanları; dijital ses dosyalarına gizlenen işitsel yollar, gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla bilinçaltına itilen 25. kareler; reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime, rakam ve semboller; uydular aracılığı ile radyo dalgaları şeklinde gelen kitlesel bilinçaltı mesajlarıdır. Subliminal Ses Mesajları Üzerinde oynanması, işlenmesi ve yayılması daha kolay olduğundan MP3 dosyaları, gizli mesaj için çok uygundur. İnsan kulağının duyarlı olduğundan çok daha küçük sesleri duyamasak bile bilinçaltımız ile algılayabiliriz. Bilinçli olarak hissedemediğimiz telkin mesajları yerleştirildiğinde, farkında olmadan bu telkinlere paralel bir hareket tarzı benimseyebiliriz. Nitekim, bazı hipermarketlerde ya da lokantalarda tüketimi tetikleyen subliminal mesajların Alışveriş yap, daha fazla al, daha fazla yemek ye vs gibi var olduğu düşünülmektedir. Aslına bakılırsa, bir ortamda subliminal reklam masajları varsa, bundan herkesin etkilenmesini beklememek gerekir. Çünkü mesajların bilinçaltına işlemesi için, bilinçaltının uygun ve rahat durumunda olması, kişinin o an stres, sevinç gibi duygusal aktivitelerden uzak olması gereklidir. Bu nedenle, subliminal mesajların en çok etkili olduğu zamanlar odaklanmış ve kilitlenmiş bir şekilde sinema ya da TV izlenen ortamlardır. Görsel subliminal mesajlar 1950'li yıllarda Amerika'da James Vicary adlı reklamcı, sinema salonlarında subliminal mesaj yöntemini denemiş ve yöntemin, patlamış mısır ve Cola satışlarında en az yüzde 20'lik bir artış sağladığını görmüştür. Yaptığı deney, seyirciler film izlerken görüntünün içinde saliselik zaman dilimleri süresince "Patlamış mısır ye" ve "Cola iç" gibi mesajları göstermektedir. Sinema izleyicileri, film boyunca saliselik patlamış mısır ve Cola reklamlarını hiç fark etmemelerine rağmen, film arasında ve sonrasında dış salondaki büfenin cirosu, olağandışı şekilde artmıştır. Bu deneyin subliminal reklam teknolojisini başlattığını söylenebilir. Bu sonuç, bilinçaltı mesajların insanların davranışlarını nasıl etkileyebileceğine ilişkin önemli bir delildir. 25. kare tekniği Bilinçli görmede saniyede en çok 24 kare izlenebilir. Fotoğraf gibi durağan karelerin peş peşe hızla okutulmasıyla hareket elde edilir. Eğer saniyedeki kare sayısı 24 değil de 25 yapılırsa, son karedeki fotoğrafı bilinç algılayamaz, bu son 25. kare direkt bilinçaltına gider. TV'de ise saniyede geçen görüntü 2'tir. Gizli reklam ya da mesajlar, 25. kare kullanılarak, maalesef bugün bile yaygın bir şekilde gizlenebilmektedir. Etik olmayan bu durum, kişiler farkında olmadan çeşitli tüketim maddelerine ya da kişinin bilinçli iken reddedeceği farklı fikirlere yönelmesine neden olabilmektedir. Subliminal yazı, resim ya da semboller Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime veya semboller aracılığı ile bilinçaltı etkilenebilmektedir. Böyle subliminal yöntemlerle bir ürünün reklamını, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmak mümkündür. Bir satış stratejisi olarak ürünlerin logolarına, etiketlerine ya da ambalajlarına, reklam afişi ve posterlere, ölümü çağrıştıran sembollerin ya da seks yazılarının yazılması, doğrudan bilinçaltını etkilemeye yöneliktir ve bilinçaltının daima dikkatini çeker. Uydulardan zihin kontrolü Bu tekniğin bireyleri değil, toplumsal kitleleri, bir toplumun ya da ulusun tüm fertlerini etkilemek için kullanıldığı sanılmaktadır. Bir toplumu bilinçaltı etkileyerek bir düşünce ya da ideal doğrultusunda hareket etmeye sevkettiği için hiç şüphesiz daha tehlikeli zihin kontrolüdür. Bireyleri kendi demokratik hür düşünce paralelinden farklı davranış biçimine zorladığı için oldukça ahlaksız ve etik olmayan bir eylemdir. Radyo dalgaları ya da buna benzer bir teknikle yapıldığı tahmin edilmektedir. Her ne kadar uydulardan kitlesel zihin kontrolü ile alakalı somut deliller olmasa da, dünya üzerinde bazı gelişen kitlesel olayların sebebi olduğu konusunda yoğun şüpheler vardır. İnsan yaradılışı icabı 20 Hz'in altındaki sesleri duyamaz. Özellikle 7 Hz ve altı sesler de direk bilinçaltına hitap eder. Hal böyle olunca teknik olarak 7 Hz ve altındaki radyo dalgaları ile bilinçaltını etkilemek mümkündür.
bilinçaltıAnasayfa - Yazı Etiketleri "bilinçaltı" 2021 TARİHLERİNDE ZİHİN BOYUTUNDA YEME EĞİTİMİ ÇALIŞMALARI İster diyetisyeninizin verdiği diyet listesiyle, ister doktorunuzun önerdiği beslenme şekliyle yada diyet hakkındaki tüm bildiklerinizle gelin. SADECE KARAR VERMİŞ BU İŞİ ÇÖZMEYE NİYET ETMİŞ OLARAK GELİN… Bu çalışma yukarıdakilerin dışında, zihin boyutunda, bir YEME EĞİTİMİ çalışmasıdır. 7-11-14-18 haziran Bolluk Bereketi hayatına çekebilmek için bilinçaltı çalışmaları Bilinçaltı kayıtlarınız kıtlık bilinci, yoksulluk kaygısı, elindekilerini kaybetme korkusu, para bana gelmez” inancı gibi kayıtları taşıyorsa bolluk bereketi hayatınıza çekmekte zorlanırsınız. Yapacağımız REGRESYON, ENERJİ, EFT, DERİNTRANS NLP uygulamalarını da içeren çalışmalarımızla bu kayıtları dönüştürebilir bolluk bereketi hayatınıza çekebilirsiniz. DOĞRU İLİŞKİYİ HAYATINA ÇEKEBİLMEK İÇİN ONLİNE BİLİNÇALTI ÇALIŞMALARI 20-23-27-31 mayıs 2020 İLİŞKİLERİNİZDE; Hep aldatılıyorsanız, denginiz olmayanları hayatınıza çekiyorsanız, değer görmüyorsanız, sürekli terk ediliyorsanız, “düzgün biri beni bulmaz” diyorsanız, partnerinizi saplantılı şekilde seviyorsanız bunun sebebini bilinçaltı kayıtlarınızda arayın. REGRESYON, ENERJİ DERİNTRANS ve EFT yi de kapsayan çalışmalarımız 4 bölümden oluşmaktadır. Bu çalışmalarda amaç ilişkilerle ilgili bilinçaltınızda kayıtlı olan yanlış inançların yıkımı ve doğru bilinçaltı kayıtlarının yüklenmesi üzerine olacaktır. 14-21-28 OCAK 2020 de “GEÇMİŞİN YÜKLERİNDEN ARINMA” Göztepe Gönüllü Evinde 3 hafta boyunca salı günleri, geçmişten getirdiğimiz ve bize sorun yaratan duygularla yüzleşip onları dönüştürme çalışmaları yapacağız EFT duygusal özgürleşme eğitimi Göztepe Gönüllü Evinde 3 hafta boyunca yapacağımız atölye çalışmasında EFT eğitimi verilecektir Bu kez 2-12 EKİM 2019 tarihlerinde Tanrıların adası BALİ’deyiz Ekim ayında Endonezya’nın egzotik adası Bali’nin doğal ve gizemli güzellikleri arasında sabah akşam dileyenlerle meditasyon ve yoga gün içinde de Bali’yi keşfe çıkacağız. Seminerim bu kez 12 mayıs 2019 da İNGİLTERE’DE Bilinçaltını ikna et, sağlık huzur bolluk ve bereketi hayatına çek 18-23 eylül 2018 Büyükada Mavi Otel’de bilinçaltı yeme eğitimi kampı Kampımızda; Büyükada’nın muhteşem doğasında sabah ve akşam YOGA, ormanın içinde yapacağımız YÜRÜYÜŞLER, otelimizin mutfağında özel olarak hazırlanmış sağlıklı yiyeceklerle beslenerek ve yapacağımız BİLİNÇALTI ÇALIŞMALARI ile muhteşem bir hafta sizleri bekliyor… Kilo sorununuzu, buna neden olan bir sağlık sorununuz tiroit, diabet, hormonal bozukluklar vs. olmadığı halde bilinçli halinizle her türlü yöntemi deneyip yine de çözemiyorsanız, muhtemelen bilinçaltınız sizi engelliyor demektir. Sürekli ve çok yemek, bir alışkanlık hatta bağımlılıktır. Yeme bağımlılığı da birçok bağımlılık gibi çoğunlukla duygularla ilişkilidir. Size sürekli yemek yedirten altta yatan DUYGUYA ulaşamazsanız, bu konuda ki uğraşlarınız genellikle boşuna ya da başarılarınız kısa süreli olacaktır. Bilinçaltı çalışmaları ile bu duygulara ulaşmak ve arınmak mümkündür. Yada sevdiğinizi sandığınız yiyecekler, börekler, tatlılar, pastalar kısacası size kilo olarak dönen yiyecekler mi? bunları sevmeniz sadece sizin şu anki inançlarınız, bağımlılıklarınız, yani bilinçaltı kayıtlarınız!.. Kampımızda yapacağımız çalışmalarla bu inançları, bu duyguları bu kayıtları silip yeni kayıtlar yükleyerek sadece sağlıklı yiyecekleri sever hale gelebilirsiniz. KENDİNİZİ, AĞZINIZI, ELİNİZİ kontrol etmeyi, ihtiyacınız kadar yemeyi, sağlıklı besinleri sevmeyi, doyduğunuzu fark etmeyi, zararlı besinlerin yerine çok daha masum yiyecekleri yerleştirebilmeyi öğrenebilirsiniz. UNUTMAYIN BİLİNÇALTI neye inanırsa onu gerçekleştirme eğilimindedir. Yoga yapmak, Büyükada’nın muhteşem ortamını yaşamak, ideal kilosuna inebilmek için bilinçaltı programlarını düzenlemek, sağlıklı beslenmek ve de dostluğu sevgiyi deneyimlemek isteyenler!…rezervasyonlarınızı 0532 3639662 nolu telefondan yaptırabilirsiniz. BUKET ELBEYOĞLU İLE DERİN TRANS EĞİTİMİ 1. MODÜL BUKET ELBEYOĞLU İLE DERİN TRANS EĞİTİMİ 1. MODÜL 10-11 Temmuz Saat – Alanınızda çok daha etkili ve güçlü çalışmalar yapmanıza olanak sağlayacak olan bu eğitimimizin içeriğinde Danışana yaklaşım, Seansa hazırlık, Bilgilendirme, İndiksiyon teknikleri ve Transa alma, Derin trans uygulamaları, Bilinçaltı yaklaşım teknikleri, Telkin oluşturma ve sunma, Kişiye özel telkin hazırlama ve Değişim yaratma tekniklerini, uygulamalı vaka sunumlarını da kapsayan orijinal ve keyifli bilinçaltı çalışmaları yer almaktadır. Bilinçaltınız, Diyet Listelerini “Açlık Tehditi” Olarak Algılıyor! İdeal kiloya inebilme, bu kiloyu koruyabilme ve sağlıklı beslenme sürecinin başarılı ve kalıcı olması için öncelikle BİLİNÇALTI ikna edilmelidir. Bilinçaltı neye inanırsa onu gerçekleştirme eğilimindedir. BİLİNÇALTI İÇİN DİYET NE DEMEK? Diyet sürecini bilinçaltı sağlıklı beslenme değil, savaşılan bir mücadele gibi algılar. Ve savaşın galibi de daima bilinçaltıdır. Çünkü bu süreçte birçok yiyecek çok daha az miktarda yenir hatta yasaktır. Bu kişilerin bilinçaltı diyet mantığını anlayamaz. Bilinçaltı için durum; aç olduğu halde yemek bulamıyor, verilmiyor, esirgeniyor ya da sevdiği yiyeceklere ulaşamıyor olmasından ibarettir. Kısaca bir “açlık tehdidi” söz konusudur. Görevi bizi hayatta tutmak olan bilinçaltı için bu diyet süreci bir tehlike olarak algılanır ve tüm gücüyle bizi bu süreçten kurtarmaya yani diyetimizi sonlandırmaya uğraşır. BİLİNÇALTIMIZ BİZİ NASIL YORUMLUYOR? Tatlıya olan düşkünlük, kilolu olanların sıkça karşılaştıkları bir “bağımlılıktır”. Bu kişiler sağlıklı beslenme yada ideal kilolarına ulaşabilme serüvenlerinde “ahhh bir tatlı olsada yesem, tatlısız hayat anlamsız, şu diyet bitse de sevdiğim tatlılara kavuşabilsem” gibi sözleri sıkça tekrarlarlar. Bu sözler yada düşüncelerle tatlının hayatlarının vazgeçilmezi olduğunu bilinçaltına daha da güçlü kazırlar. Genellikle de daha çok “tatlısever” olarak bu serüveni tamamlarlar. REKLAM ads by AdMatic Bilinçaltı Uzmanı Buket Elbeyoğlu; “diyetteyim kesinlikle artık tatlı yemiyorum, tatlıdan uzak durmaya çalışıyorum, hamurişlerinden kaçınıyorum, karbonhidratları ağzıma koymuyorum gibi olumsuz cümleler kurarak bireyler kendilerini tatlıdan, karbonhidratlardan uzaklaştırdıklarını sanırlar. Oysa bu durumda zihin önce tatlıyı, hamurişlerini hayal eder; bunları gözünde canlandırır” diyerek bilinçaltı OLUMSUZ CÜMLELERİ anlamaz. İçinde tatlı, hamurişi geçen her cümle bilinçaltına o yiyecekleri hatırlatır ve kişiyi daha da güçlü tatlıya, zararlı karbonhidratlara yönlendirir şeklinde belirtti. BİLİNÇALTINIZI İKNA EDEBİLİR MİSİNİZ? Kilo sorununu sağlıksız gıdalarla beslenme ve çok yeme nedeniyle aşamayanlar; yıllarca tatlı, börek, fastfood gibi karbonhidratların çok güzel ve lezzetli olduğunu bilinçaltınıza telkin ettiniz, çok sevdiğinize kendinizi ikna ettiniz. Sizin bu gıdaları yedikçe mutlu olduğunuza bilinçaltınız inandı. Bundan sonraki süreçlerde tek amacı sizi hayatta tutmak ve mutlu etmek olan bilinçaltınız sizin daha da mutlu olmanız için daha çok bu gıdaları yemeniz gerektiği inancıyla tüm gücünü bu yolda kullanır. Bilinç seviyesinde bu gıdalardan uzak durmanız ve ihtiyacınız kadar yemeniz gerektiğini ne kadar bilseniz de, bilinçaltınızın sizi “mutlu etme” inancı galip gelecek, diyet süreçlerinizi baltalayacaktır. Bilinçaltı Uzmanı Elbeyoğu; “İdeal kilonuzda olmak istiyorsanız sevdiklerinizi yeniden tanıtın gün hatta günde birçok kez gözünüzün önünden ıspanak, fasulye, kabak, patlıcan, enginar, kereviz, maydanoz, kıvırcık, domates, salatalık, roka, enginar ve bunların yedi sülalesini geçirin. Onları sıkça düşünün, dokunun, koklayın, sevdiğinizi söyleyin. Olumlu telkinlerle bir alışkanlıktan kurtulma çalışmaları, inanın şaşırtıcı derecede sizi başarıya götürecek bir yöntemdir. Defalarca söylediğiniz bu olumlu sözler aslında hipnotik telkin etkisi yaratmaktadır. Bu şekilde kendinizi kandırabilir bilinçaltınız ikna edebilirsiniz. Bir süre sonra “sağlıklı yiyecekler” denildiği zaman gözünüzün önüne ıspanak, fasulye, kabak, patlıcan, enginar, kereviz, maydanoz, kıvırcık, domates, salatalık, roka, enginar vb. ın geçit töreni gelecek yada “en sevdiğim yiyecekler” diye düşündüğünüzde, inanın sadece bu gıdaları hatırlayacaksınız” diye sözlerine ekledi. Göztepe Gönüllüleri’nde “Duygularını dönüştür, hayatını değiştir” konulu seminerim de Göztepe Gönüllü Evi’nde vereceğim seminerimin konusu “duygularını dönüştür, hayatını değiştir” DİYET İÇİN ÖNCE BİLİNÇALTINIZI İKNA EDİN Bilinçaltı savunma geliştiriyor. Fazla kilolarından şikayetçi olan birçok kişinin diyet serüveni genellikle sancılı oluyor. Yemek listelerinin içeriği ve yiyeceklerin miktarı çoğunlukla doktor ya da diyetisyenlerin uygun bulduğu şekilde düzenleniyor. Kişilerin kendi özgür iradeleri devre dışı kalıyor. Aslında ideal kiloya ulaşabilmenin yollarından belki de en önemlisi, önce bilinçaltına diyet sürecinin bir “açlık, kıtlık” dönemi değil “sağlıklı beslenme” süreci olduğu gerçeğini kabul ettirmekten geçiyor. Bilinçaltı diyet mantığını anlamıyor Fazla kilolarından kurtulmak isteyenler bilinçli bir şekilde diyet yapmak isteseler de, bilinçaltları bu süreci anlamlandıramıyor. Alışılagelmiş yemek düzeninin tamamen değişime uğraması, kişinin bilinçaltınca “açlık tehlikesi” olarak algılanıyor. Diyet yapmaya çalışan kişilerin sıklıkla karşılaştıkları sorunlardan bahseden Bilinçaltı ve Biyoenerji Uzmanı Buket Elbeyoğlu; “Diyet sürecindeki kişilerin birçoğu zaman zaman yeme atakları geçirdiklerini, anlamlı – anlamsız, lezzetli – lezzetsiz, iyi – kötü demeden ne bulurlarsa yediklerini söylerler. Çünkü; birçok yiyecek yasaktır. Yasaklar ise caziptir. Kişiler bu listeleri uygularken düşünceleri ve hayalleri çoğunlukla yiyemedikleri, ulaşamadıkları, yasaklanmış yiyecekler üzerinedir. Bu kişilerin bilinçaltı, diyet mantığını anlayamaz. Bilinçaltı için durum; aç olduğu halde yemek bulamıyor, verilmiyor, esirgeniyor ya da sevdiği yiyeceklere ulaşamıyor olmasından ibarettir. Bu durum kişilerin bilinçaltına; kıtlık bilinci, açlık kaygısı, yiyecek bulamama korkusu, yoksunluk duygusu olarak yerleşmekte ve kişiyi içinde çıkamayacağı bir kısırdöngüye sürüklemektedir” dedi. Bilinçaltı savunma geliştiriyor Genellikle diyet yapanların bilinçaltı, kişileri bu açlık sürecinden kurtarmak için çareler arıyor, savunmalar geliştiriyor ve çözümler üretiyor. Bu çözümler de çoğunlukla “ne bulursan ye, hiç kaçırma, acıkmayı beklemeden ye” gibi davranışlar şeklinde oluyor. Elbeyoğlu; “Sıkça diyet yapan kişilerden; önceden çok daha seçiciydim şimdi seçiciliğim kayboldu, adeta kıtlıktan çıkmış gibi yemek yiyorum’ dediklerini sıkça duyarız. Kontrol edemedikleri bu davranışlarına bir anlam veremediklerini, üzüldüklerini ya da kendilerine öfkelendiklerini ifade ederler. Oysa bilinçaltları kişileri bu davranışlara yönlendirerek kendince en doğru olanı yapmaktadır. Çünkü bilinçaltı için ortada son derece gerçek bir açlık tehdidi’ söz konusudur ve kişiyi bu hayati tehlikeden’ korumak için çok güçlü tedbirler almalıdır. ” dedi. BİLİNÇALTINIZ ZAYIFLAMANIZA ENGEL OLUYOYOR Günümüzdeki başarısız diyet serüvenlerinin en önemli nedeni, diyet süreci mantığını bilinçaltının kabul etmemesinden kaynaklanıyor. Fazla kilolarından şikayetçi olan birçok kişinin diyet serüveni genellikle sancılı oluyor. Yemek listelerinin içeriği ve yiyeceklerin miktarı çoğunlukla doktor ya da diyetisyenlerin uygun bulduğu şekilde düzenleniyor. Kişilerin kendi özgür iradeleri devre dışı kalıyor. Aslında ideal kiloya ulaşabilmenin yollarından belki de en önemlisi, önce bilinçaltına diyet sürecinin bir “açlık, kıtlık” dönemi değil “sağlıklı beslenme” süreci olduğu gerçeğini kabul ettirmekten geçiyor. Bilinçaltı diyet mantığını anlamıyor Fazla kilolarından kurtulmak isteyenler bilinçli bir şekilde diyet yapmak isteseler de, bilinçaltları bu süreci anlamlandıramıyor. Alışılagelmiş yemek düzeninin tamamen değişime uğraması, kişinin bilinçaltınca “açlık tehlikesi” olarak algılanıyor. Diyet yapmaya çalışan kişilerin sıklıkla karşılaştıkları sorunlardan bahseden Bilinçaltı ve Biyoenerji Uzmanı Buket Elbeyoğlu; “Diyet sürecindeki kişilerin birçoğu zaman zaman yeme atakları geçirdiklerini, anlamlı – anlamsız, lezzetli – lezzetsiz, iyi – kötü demeden ne bulurlarsa yediklerini söylerler. Çünkü; birçok yiyecek yasaktır. Yasaklar ise caziptir. Kişiler bu listeleri uygularken düşünceleri ve hayalleri çoğunlukla yiyemedikleri, ulaşamadıkları, yasaklanmış yiyecekler üzerinedir. Bu kişilerin bilinçaltı, diyet mantığını anlayamaz. Bilinçaltı için durum; aç olduğu halde yemek bulamıyor, verilmiyor, esirgeniyor ya da sevdiği yiyeceklere ulaşamıyor olmasından ibarettir. Bu durum kişilerin bilinçaltına; kıtlık bilinci, açlık kaygısı, yiyecek bulamama korkusu, yoksunluk duygusu olarak yerleşmekte ve kişiyi içinde çıkamayacağı bir kısırdöngüye sürüklemektedir” dedi. DİYET İÇİN ÖNCE BİLİNÇALTINIZI İKNA EDİN İdeal kiloya ulaşmanın yolu, önce bilinçaltını diyetin sağlıklı bir beslenme süreci’ olduğuna ikna etmekten geçiyor. Günümüzdeki başarısız diyet serüvenlerinin en önemli nedeninin, diyet süreci mantığını bilinçaltının kabul etmemesinden kaynaklandığını ifade eden Bilinçaltı ve Biyoenerji Uzmanı Buket Elbeyoğlu, düşüncelerinize söz geçirdiğiniz anda zayıflamanın kaçınılmaz olduğunu söylüyor. Yemek listelerinin içeriği ve yiyeceklerin miktarı çoğunlukla doktor ya da diyetisyenlerin uygun bulduğu şekilde düzenlendiği için kişilerin kendi özgür iradeleri devre dışı kalıyor. Bu nedenle fazla kilolarından şikayetçi olanların diyet serüvenleri de genellikle sancılı oluyor. Aslında ideal kiloya ulaşabilmenin yollarından belki de en önemlisi, önce bilinçaltına diyet sürecinin bir “açlık, kıtlık” dönemi değil “sağlıklı beslenme” süreci olduğu gerçeğini kabul ettirmekten geçiyor. Fazla kilolarından kurtulmak isteyenler bilinçli bir şekilde diyet yapmak isteseler de, bilinçaltları bu süreci anlamlandıramıyor. Alışılagelmiş yemek düzeninin tamamen değişime uğraması, kişinin bilinçaltınca “açlık tehlikesi” olarak algılanıyor. Diyet yapmaya çalışan kişilerin sıklıkla karşılaştıkları sorunlardan bahseden Elbeyoğlu; “Diyet sürecindeki kişilerin birçoğu zaman zaman yeme atakları geçirdiklerini, anlamlı – anlamsız, lezzetli – lezzetsiz, iyi – kötü demeden ne bulurlarsa yediklerini söylerler. Çünkü; birçok yiyecek yasaktır. Yasaklar ise caziptir. Kişiler bu listeleri uygularken düşünceleri ve hayalleri çoğunlukla yiyemedikleri, ulaşamadıkları, yasaklanmış yiyecekler üzerinedir. Bu kişilerin bilinçaltı, diyet mantığını anlayamaz. Bilinçaltı için durum; aç olduğu halde yemek bulamıyor, verilmiyor, esirgeniyor ya da sevdiği yiyeceklere ulaşamıyor olmasından ibarettir. Bu durum kişilerin bilinçaltına; kıtlık bilinci, açlık kaygısı, yiyecek bulamama korkusu, yoksunluk duygusu olarak yerleşmekte ve kişiyi içinde çıkamayacağı bir kısır döngüye sürüklemektedir” diyor. Genellikle diyet yapanların bilinçaltı, kişileri bu açlık sürecinden kurtarmak için çareler arıyor, savunmalar geliştiriyor ve çözümler üretiyor. Bu çözümler de çoğunlukla “ne bulursan ye, hiç kaçırma, acıkmayı beklemeden ye” gibi davranışlar şeklinde oluyor. Elbeyoğlu; “Diyet yapan kişilerden; önceden çok daha seçiciydim şimdi seçiciliğim kayboldu, adeta kıtlıktan çıkmış gibi yemek yiyorum’ dediklerini sıkça duyarız. Kontrol edemedikleri bu davranışlarına bir anlam veremediklerini, üzüldüklerini ya da kendilerine öfkelendiklerini ifade ederler. Oysa bilinçaltları kişileri bu davranışlara yönlendirerek kendince en doğru olanı yapmaktadır. Çünkü bilinçaltı için ortada son derece gerçek bir açlık tehdidi’ söz konusudur ve kişiyi bu hayati tehlikeden’ korumak için çok güçlü tedbirler almalıdır” diyor. Ezgi Sertel’le teve2 programım Bilinçaltı ve Zihinsel Arınma Çalışmaları BİLİNÇ Zihnimizin düşünen yargılayan, karar veren, mantık yürüten bölümüdür. Yani şu anda farkında olduğumuz her şey bilincimizdir. BİLİNÇALTI ise anne karnında var olduğumuz andan itibaren farkında olmadığımız arzu, istek, dürtü ve duyguların depolandığı, bunlara bağlı olarak da programların yazıldığı alışkanlıklarımızın, davranış kalıplarımızın, inançlarımızın yer aldığı zihin bölümümüzdür. BİLİNÇALTININ ASLINDA ASLİ GÖREVİ BİZİ KORUMAKTIR. Bilinçaltımızın önemini yeterince bilmiyor ve gücünden yararlanamıyoruz. Oysa bilinçaltının bu sonsuz gücünü yanımıza almayı başarabilsek inanın tahminlerinizin çok ötesindedir yaşayacağımız güzel yaşam deneyimleri. Geçmişte yaşanan korkular, kaygılar, inançlar, alışkanlıklar, duygular bir şekilde bilinçaltımıza kaydedilir. Bu kayıtlara göre oluşan bilinçaltı programları ömür boyu kişinin ruh durumu, kişilik yapısı, hayata bakışı ve algılayışı, ilişkileri gibi birçok konuda etkili olur. Bu programlara dokunmazsak ömür boyu olduğu gibi çalışmaya devam eder. Bilinçaltı bu programlar sağlıklımı, sizin için faydalımı? diye düşünmez, değişme gibi bir çabası da yoktur, hatta değişime direnç gösterir. Örneğin kendinizi yapmaktan alıkoyamadığınız, mantıksız olduğunu bildiğiniz halde “elimde değil” dediğiniz davranış ve düşünceler, alışkanlıklar, tutkular, takıntılar, fobiler, bağlanmalar, sabit inanç bu ve benzeri alanlar bilinçaltınızda kayıtlı programlarınızın ürünüdür. Özetle Bilinçaltındaki kayıtlı programlarımızdan bazılarının içeriği nedeniyle hayatımız son derece olumsuz etkilenmektedir. Bilinçli halimizle isteyerek, umarak, kızarak kayıtlı bu programların değişimini gerçekleştirme şansımızın pek de mümkün değildir. İşte çeşitli bilinçaltı çalışmaları ile bu PROGRAMLARINIZ YENİDEN DÜZENLENEBİLİR, müthiş bir değişim ve dönüşüm gerçekleştirebilirsiniz… Copyright 2016 - Buket Elbeyoğlu - All Rights Reserved. Designed by
Etkili hipnozun nasıl uygulanacağını anlamak, bir psikoterapist derecesi gerektirmez. Kişinin çevresini manipüle etme becerisiyle birleştirilmiş basit bir manipülasyon ve ikna anlayışıdır. Hipnoz, insanları sadece emirlerinizi yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda onları başka bir çıkış yolu olmadığına da ikna eder. Bu sadece telkin tohumlarını ekmekle ilgili değil, akıllı zihin kontrol taktikleri, gizli hipnoz ve Nöro-Dilsel Programlama NLP aracılığıyla onları doğrudan size kanalize etmekle ilgili. Klinik adına rağmen NLP, bir konuşmayı yönetme yeteneğinden başka bir şey değildir – ona hükmetmek değil, onu kontrol etmek. Çoğumuz günlük olarak bir çeşit zihin kontrolü veya NLP uyguluyoruz. Düşünce kalıplarını manipüle etmenin yararlı olduğu zamanlar vardır, özellikle de bir şeyi istiyorsak ve onu başka bir şekilde elde edemeyeceğimizi anlarsak. Evlilikler NLP’nin yatağıdır. Neden? Niye? Çünkü karı koca çoğu zaman birbirini iyi tanır ve anlar, bu da onların tetikleyicilerini açıkça anladıkları anlamına gelir. Diyelim ki koca oturma odası için 500 dolarlık yeni bir televizyon istiyor, ama iyi bir anlaşma olmadıkça karısının muhtemelen bunu kabul etmeyeceğini biliyor. Mağazada, onu ilk önce en pahalı modellere götürür – bin veya iki bine mal olanlar. Büyük fiyat etiketini gören kocası, “Bak, çok daha uygun, değil mi…” diyerek onu daha ucuz setlere götürür ve bir anlaşma yaptıklarını düşünür ve uzaklaşırlar. Başlangıçta istediği modelle. Karısı binlerce kişinin önünde sahnede bir tavuk gibi kıkırdamamış olabilir ama yine de farkında olmadan hipnotik zihin kontrolünün kurbanıydı. İnsan zihni bir kullanım kılavuzu ile birlikte gelmez, yani nasıl yapılacağını bildiğimiz sürece uygun gördüğümüz herhangi bir yöne yönlendirilebilir. Hipnozu anlamanın faydaları ve hipnotik telkinlerin gücü açıktır – işte terfi etmemize, güzel bir kadınla çıkmamıza veya yeni televizyonlara çıkmamıza yardımcı olabilir. Kullanılmış araba satıcıları her gün gizli hipnoz kullanır. Yüksek basınçlı satış taktiklerine bilmeden dahil olduktan sonra alıcının pişmanlık duyduğunu fark ederseniz, muhtemelen bir tür NLP’nin kurbanı oldunuz. Zihin kontrolü uygulamasının temeli, gözlem ve konuşma sanatında ustalaşarak insanları neyin motive ettiğini ve ilham verdiğini öğrenmekle başlar. İnsanların gizli amaçlarını, güdülerini ve acı noktalarını anladıktan sonra, bu bilgiyi kendi hipnoz biçiminize dahil edebilirsiniz. Önemli olduğunu düşündüğünüz şeylere ustaca imalarda bulunarak kendilerini rahatlamış ve büyülenmiş hissetmelerini sağlayabilirsiniz ve rahatladıklarında gerçeklik algılarını manipüle edebilirsiniz. Popüler inanışın aksine, bir kişinin manipüle edilmesi veya hipnotize edilmesi için saf veya saf olması gerekmez. Araştırmalar, çoğu insanın bir tür hafif hipnoza yenik düştüğünü ve yaklaşık yüzde 10’unun çok derin derinliklerde hipnoza yenik düştüğünü gösteriyor. Belirli özelliklerin veya özelliklerin NLP için uygun olduğuna dair hiçbir kanıt yoktur. İster sevgiliniz, ister patronunuz veya iş arkadaşınız olsun, biriyle oturduğunuzda, onların gizli hipnoza yatkın olduklarını varsayabilirsiniz. Hipnoza maruz kaldıklarının farkında olmayan insanlarla uğraşırken birinin gerçekten hipnoza açık olduğuna inanıp inanmaması bir sorun değildir. Hipnoz, basitçe, insan zihnini telkin gücüne açık bırakan yüksek bir farkındalık halidir. Bu, insanları tavuk gibi kıkırdatmanız veya büyünüz altında bayılmanız gerektiği anlamına gelmez. Bu, komedi hipnotizmacıları ve hipnoterapistler için işe yarasa da, ortalama bir insan için fazla bir şey yapmaz. Ne demek? Başkalarını dalgamıza alma fırsatı. Unutmayın Her gün hipnotize eder ve hipnotize ederiz. Başkalarını kendi dalga boyumuza çekmenin yollarını arıyoruz. Çevrenizi nasıl manipüle edeceğinizi bilmek, insanların gerçeklerini gerçekten bilmediklerini anlamakla başlar. Gerçek sadece algıdır. Bu algıyı etkileme yeteneği, hipnozun birçok faydasından biridir.
bilinçaltı kontrol etmek ister misiniz